Salı 27 Ocak 2026 - 18:47
Amerika ve İsrail'in Lübnanlı Gazetecilerin Aleyhine Talimatı

Havza / Medya mensupları ve Lübnan’daki direnişi destekleyen muhabirler son bir yıldır siyasî baskı, gerekçesiz yasal takibat ve nihayetinde Siyonist rejim tarafından hedefli terör saldırılarına maruz kalmışlardır.

Havza Haber Ajansı çeviri grubunun haberine göre direnişi destekleyen Lübnanlı gazeteciler, son bir yıl içinde ülkelerinin bağımsızlığını ve egemenliğini destekleyen ve işgalci rejimle normalleşmeye karşı olan Lübnan toplumunun diğer kesimleri gibi içeriden ve dışarıdan saldırı ve tacizlere maruz kalmaktadırlar.

Lübnan’da direnişi destekleyen medya mensupları, yalnızca Lübnan'ın bağımsız siyasî egemenliğini destekledikleri ve Siyonist rejimin Lübnan'ın toprak bütünlüğüne yönelik saldırı ve hücumlarına karşı çıktıkları için sorgulama, ifade alma ve yasal takibata uğramışlardır.

Şehit "Şeyh Ali Nureddin," Siyonist rejimin son terör saldırısında şehit düşen Lübnanlı bir gazeteciydi. Lübnan Hizbullahı bir bildiri yayınlayarak bu Lübnanlı gazetecinin şehadetinden dolayı taziyelerini iletti ve şunu vurguladı: "Gazeteci şehit Şeyh Ali Nureddin'in hedef alınması, düşmanın her şekil ve isimdeki medyayı hedef alma konusundaki sürekli saldırılarının tehlikesini göstermektedir. Bu sistematik terör politikaları, hakikatin ve özgürlüğün sesini susturma çabalarının devamıdır." Bu bildiride tüm gazetecilerden İstihbarat Bakanlığı'ndan, medya kuruluşlarından, sendikalardan, kurumlardan, siyasî ve entelektüel şahsiyetlerden bu Siyonist vahşeti dizginlemek için tüm yerel, Arap ve uluslararası meclislerde, özellikle de insan hakları, hukuk ve insani yardım meclislerinde harekete geçmeleri ve seslerini yükseltmeleri istendi."

Bu bağlamda Lübnanlı yazar Zülfikar Dahir bir yazı kaleme almıştır: 

Bir zamanlar özgürlüklerle, ifade özgürlüğünün korunmasıyla ve insanların sınırlama olmaksızın fikirlerini beyan etmeleriyle övünen bir ülkede -öyle ki merhum Cumhurbaşkanı Selim el-Hoss bir keresinde şöyle demişti: "Lübnan'da özgürlük çok, demokrasi azdır."- özgürlükler ve ifade özgürlüğü tehlikededir. Düşman İsrail'e karşı meşru müdafaa veya siyasî gücün performansıyla ve Lübnanlıları İsrail'in sürekli saldırılarına karşı koruma görevlerini yerine getirmemeleriyle ilgili konular hakkında yorum ve siyasî analiz sundukları için düşünce liderlerinin, gazetecilerin ve medya yüzlerinin taciz edildiğini ve mahkemeye çağrıldığını görüyoruz.

Olanlar, birçok durumda düşmana yaklaşma veya onunla ilişkilerin kurulması ya da normalleştirilmesi çağrısında bulunulan durumlarda hiçbir şey yapmayan, hatta bazı İsrail saldırılarını Lübnan'daki bazı gruplara veya bölgelere karşı haklı çıkaran güvenlik ve yargı yetkililerinin performansıyla ilgili pek çok soru işaretini gündeme getirmektedir.

Bu durum pek çok soru doğurmaktadır: Ceza mahkemelerine gazetecileri çağırmak yasal mıdır, yoksa yetkili merci Basın Mahkemesi midir? Bu çağrılar yasal mıdır, yoksa siyasî saiklerle, intikam alma yönelimli midir, yoksa belirli bir grup veya kanadı mı hedef almaktadır? Ya da İsrail'e karşı sesini yükselten her gazeteci için ya da bu konuda sessiz kalanlar veya gerekçeler sunanlar için durum nedir?

Geçmişte mevcut cumhurbaşkanına ve ondan önceki cumhurbaşkanları Emel Lahud ve Mişel Aun gibi seleflerine saldırı sıradan bir şey değil miydi? Cumhurbaşkanına veya diğer politikacılara karşı konuşanlar hakkında neden kimse hesap sormadı? Yargı ve güvenlik aygıtları neden harekete geçmedi? Neden şimdi Cumhurbaşkanı'na veya başkasına eleştiri getiren herkese karşı şiddetli bir saldırı düzenleniyor? Amaç devleti belirli kişi ve kurumların görüşlerine karşı çıkan herkese karşı koymak için bir "polis devleti"ne mi dönüştürmektir?

Peki ya Lübnan yasaları ve anayasası ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü? Neden burada çifte standartlar var? Bazıları, düşmanla ilişki, onunla ilişkilerin normalleşmesi çağrısı ve düşmanın Lübnanlıları öldürmeye teşvik etmesi konusunda şahısların görüş belirttiğini düşünürken, bugün bir siyasî kuruma eleştiri getirildiğinde bazı siyasî, yargı ve medya organları öfkelenmektedir.

Gerçekleşenler, ulusal egemenliğin ve yasanın savunulması mıdır, yoksa ihmalkâr davrananların ve işgalciyle yüzleşmekten korkanların savunulması mıdır? Bir yıldır devam eden İsrail'in Lübnan'a yönelik günlük saldırılarına karşı egemenliğin savunucuları nerede?

Lübnan Görsel ve İşitsel Medya Sendikası Başkanı Rendali Cabbur şöyle dedi: “Kesin olarak bu çağrılar yasa dışıdır ve siyasî motivasyonludur. Amaçları, İsrail’e karşı çıkan sesleri susturmak ve baskı altında olan ya da Amerikan-İsrail gündemini takip eden bazı yetkilileri ifşa etmektir.” 

Cabbur şöyle ekledi: “Özgürlüklerin ve hakların kendi sınırlamaları vardır. Aksi hâlde, neden sadece belli bir tarafın insanları çağrılıyor da, direniş karşıtı tarafta olanlar direnişin liderlerine ve hatta destekçilerine saldırıyorlar ama kimse onlara bir şey demiyor?” 

Cabbur, El‑Menar televizyonunun internet sitesine verdiği özel röportajda “Amaç, direnişin seslerini susturmak, İsrail karşıtlarını bastırmak ve ilişkilerin normalleşmesine karşı çıkan herkese daha fazla baskı uygulayarak Amerikan‑İsrail projesinin uygulanmasını kolaylaştırmaktır” dedi. 

Cabbur ayrıca şöyle dedi: “Emil Lahud ve Mişel Aun’un cumhurbaşkanlık dönemlerinde birçok ihlal gerçekleşti. Hatta ‘Fellah’ gibi kampanyalar organize ortaya çıktı. Ayrıca ‘Hille Devrimi’ yaşandı ama hiç kimse bir adım atmadı.” 
Cabbur açıklamasında “Bu iki cumhurbaşkanı son derece sabırlıydı ve baskıya başvurmadılar. Ayrıca izledikleri siyasî rotadan ötürü durum böyleydi. Dolayısıyla bugün cumhurbaşkanlığını desteklediğini iddia edenler, aslında daha önce onu zayıflatmış olanlardır.” ifadelerini kullandı. 

Cabbur şunları söyledi: “Bütün dünya polis devletine dönüşmüş durumda. Amerika’ya karşı çıkan herkes -hatta özgürlüklerden bahseden ve kendi bayrağını yapmacık biçimde yükselten Amerika’nın içinde bile- hedef alınmaktadır."
Cabbur şöyle vurguladı: “Egemenlik iddiasında bulunanlar ondan çok uzaktır. Onların egemenliği aslında direniş karşıtı bir siyasettir. İsrail’in saldırılarından rahatsız olmazlar bilakis bu saldırıları teşvik ederler ki Lübnan halkının bir kısmı yok olsun.” 

Hukuk Araştırmacısı ve Avukat “Rami Bu-Milhem” de kendi görüşünü şöyle dile getirdi: “Yasa sadece biçim temelinde ölçülmez; kendi standartlarına göre değerlendirilir. Çağrılar görünüşte yasal çerçeveler içinde çıkarılmış olabilir; fakat bir gazeteci sadece bir siyasî analiz yorumu nedeniyle cezai takibe uğruyor ve ciddi ve açıkça suç sayılabilecek açıklamalar göz ardı ediliyorsa, o zaman temel meşru saiklerin sorgulanması zorunlu hale gelir.” 

Milhem şöyle ekledi: “Asıl sorun çağrının kendisinde değil onun seçiciliğinde, zamanlamasında ve kriterlerindedir. Bu durum yasal nedenlerin yerine siyasî motivasyonların varlığına dair kuşkular doğurur.” 

Bu-Milhem, El‑Menar televizyonunun internet sitesine verdiği özel röportajda şu vurguda bulundu: “Lübnan Anayasası, özellikle 13. madde, düşünce ve ifade özgürlüğünü açık ve net biçimde destekler.” 
Milhem şöyle ekledi: “Bu, kimsenin lutfü değil, temel bir haktır. Bugünkü problem metinlerde değil onların yorumunun sınırlandırılmasındadır.” 

Milhem şöyle izah etti: “İfade özgürlüğü, bir görüş yetkililer için elverişli olduğunda değil eleştirel ve sert olduğunda sınavdan geçer. Bu hakkı kısıtlayan her yol demokratik bir ülkenin kalbine zarar verir.” 

Avukat Bu-Milhem şunları söyledi: 
“Biz, Anayasa ile açık bir çelişki içindeyiz. Basın yasasıyla —ki siyasî görüş ile iftirayı birbirinden ayırır— ve Lübnan’ın imzalamış olduğu Medenî ve Siyasî Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile de çelişiyoruz.” 

Milhem açıklamasında şöyle dedi: “Siyasî görüş ne kadar sert olursa olsun kişisel hakareti veya doğrudan tahriki içermediği sürece suç haline getirilmez. Ceza hükümlerinin siyasî analizleri kapsayacak biçimde genişletilmesi keyfî bir yorumdur ve adalet ilkelerini ihlal eder.” 

Milhem, güvenlik ve yargı yetkililerinin keyfî uygulamaları ve çifte standartları hakkında da konuşarak şöyle dedi: “Gerçekler her şeyi ortaya koyuyor ya da en azından tehlikeli bir algı yaratıyor. Bir görüşe karşı hızlıca harekete geçildiğini, ama mezhepçi tahrik veya İsrail saldırısının gerekçelendirilmesi konusunda tam bir sessizlik olduğunu gördüğümüzde açık bir çifte standartla ve hukukun uygulanmasındaki ikili ölçütle karşı karşıyayız.”

Milhem şöyle vurguladı: “Adalet, herkese aynı ölçütle uygulanmadığı sürece adalet değildir.” 

Avukat Bu-Milhem şöyle devam etti: “Geçmişte cumhurbaşkanları doğrudan ve sert biçimde eleştiriliyorlardı — bazen bugün duyduğumuzdan bile sert şekilde — ama o dönemde benzer bir dava ya da çağrı açılmamıştı.” 

Milhem şu soruyu belirtti: “Soru şudur: Ne değişti? Yasa mı değişti yoksa uygulanma biçimi mi? Ya da siyasî görüşün içeriği, hukuki niteliği yerine ölçüt haline mi geldi?”

Bu-Milhem şöyle ekledi: "Temel soru şudur: İsrail’in saldırısını reddeden, egemenliğin ve ulusal onurun savunusu için sesini yükseltenleri yasal olarak kovuşturmak için kanunlardan mı yararlanılıyor, yoksa bu saldırıyı meşrulaştıranlara veya ona siyasi ve medya desteği verenlere karşı göz mü yumuluyor?” 
Milhem devamında şöyle dedi:
“Eğer gidişat bu yöndeyse, o hâlde ciddi bir yasal öncelik dengesizliğiyle karşı karşıyayız demektir. Bu durum, sivil barışı tehdit eder ve devlete olan güveni zayıflatır.”

Bu-Milhem şöyle vurguladı: “Biz, istisnasız herkes için hukukun uygulanmasıyla birlikte bağımsız ve güçlü bir yargıdan yanayız. Ancak özgürlükleri kısıtlayan ve anayasayı özünden soyan herhangi bir seçmeci yaklaşıma karşıyız. Adalet bölünemez bir bütündür. İfade özgürlüğü ise bazılarına bahşedilen, diğerlerinden esirgenen bir ayrıcalık değildir.”

Belirtmek gerekir ki bugün taciz edilen gazeteciler, ulusal egemenliğin gerçek savunucuları ve İsrail’in işgali ile Lübnan’ın egemenliğine yönelik sürekli saldırılarına karşı direnişin temsilcileridir. 
Onlar olup biten tüm ihlallere göz yummamak için başlarını kuma gömmeye razı değildirler. 
Bu nedenle bütün bu baskı ve tacizler, direnişe ve onu destekleyen çevreye karşı yürütülen sürekli savaşın bir parçasıdır ki bu çevre, Lübnan’ın güç kaynağıdır.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha